Ukrayna – Rusya Savaşı ve Cesur Yeni Dünya

Ukrayna – Rusya Savaşı ve Cesur Yeni Dünya

Ukrayna diye bir ülkenin var olduğunu Sovyetler çökene kadar bilmiyordum. Aslına bakılırsa Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağıldığında ortaya çıkan yeni devletler beni çok şaşırtmıştı. Zira bildiğim kadarıyla çoğu, tarihte hiç bağımsız olmamışlardı. Komünizm öncesi de Rus İmparatorluğu’nun bir parçasıydılar. Malum olduğu üzere 3 hafta önce Ukrayna – Rusya savaşı başladı. Daha doğrusu Rusya Ukrayna’yı işgal etmeye başladı. Bu olay dünyanın kaderini değiştirdi. Tarihin akışı hızlandı…

Bildiğiniz gibi Covid hastalığı nedeniyle yazmaya ara vermiştim. Son yazımı 10 Şubat 2022’de yayınlamışım. Ukrayna ile sahalara geri dönmeye karar verdim. 🙂 İtiraf etmek gerekirse yazmaya ara verdikten sonra tekrar yazmaya başlamak bayağı zor oluyor. Neyse, son iki üç haftadır bu olayın siyasi ve ekonomik sonuçlarına yönelik kendi çapımda bir okuma yaptım. Tabi jeopolitik veya ‘güvenlik’ uzmanı değilim. Bu bloğun konusu da değil. O nedenle bu konuda didaktik bir şeyler karalamayacağım. Sadece yaptığım araştırmadan ilginç bulduğum şeyleri ve bazı mütevazi düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

Roma barışı

Üniversitede öğrenciyken ekonomi tarihinde küreselleşmenin ilk defa gözlenen bir olgu olmadığını anlatmıştı hocalarımız. 19. yy’da da küresel bir dönem yaşanmıştı. Bunu sağlayan gücünün doruğundaki İngiliz imparatorluğuydu. Zaman içinde bu hegemonyaya karşı koyan başka devlet ve imparatorlular ortaya çıkınca bu küreselleşme dönemi bitti. Bir devletin küresel anlamda ezici bir hakimiyet kurduğu dönemler genellikle sakin dönemler oluyor. Buna latince Pax Romana (Roma Barışı) deniyor. Yaklaşık 2000 yıl önce gücünün zirvesindeki Roma İmparatorluğu Avrupa ve Akdeniz kıyılarını ele geçirerek 200 yıl boyunca bir ‘barış’ ve ‘huzur’ dönemi yaratmış. Bu durum söz konusu bölgelerde tarihte hiç yaşanmamış bir dönem imiş. Tabi bu üstünlük bittiğinde yeni bir hegomanya yada denge oluşana kadar çok kanlı bir geçiş dönemi oluyor…

Son 30 yıldır dünya, Irak işgali hariç, nispeten devletlerarası büyük bir savaş görmeden yaşadı. Bunu sağlayan ABD’nin askeri ve ekonomik hegemonyasıydı. Ancak, önümüzdeki on yıllarda bu hegemonya test edilecek gibi görünüyor. Zira bir rakip çıktı: Çin… Putin, Çin ile ittifak kurarak Ukrayna’yı işgal etmeye kalktı. Bir aşırı Rus milliyetçisi olarak bolşevizm öncesi Rus İmparatorluğu günlerine geri dönme hayali kurduğu anlaşılıyor. Tarihin tekerrür edeceğini varsayarsak 21. yy’da genç kuşakları oldukça zor günler bekliyor diyebilirim. Ekonomik olarak küreselleşmede geri gidecek. ABD ve Avrupa merkezli ‘çok uluslu’ şirketlerin milyarlarca dolar zarar yazarak Rusya’dan nasıl çıktıklarını görüyoruz. Eğer Çin’de Putin gibi gözü kara bir şekilde ABD’ye meydan okumayı tercih ederse aynısı orada da olacak. Batı ittifakı ile Çin/Rusya ekonomileri ayrışacak. Tek bir küresel ekonomi yerine iki paralel küresel ticari/finansal yapı oluşacak diye tahmin ediyorum.

Büyük Katerina

Acımasız

İmparatoriçe büyük Katerina - 1845, George Christoph Grooth
İmparatoriçe büyük Katerina, George Christoph Grooth (1845)

Putin’in yaptığı konuşmalarda 18. yüzyılda yaşamış bir Rus imparatoriçesine (Catherine the Great) atıf vardı. Merak edip Wikipedia‘ya baktım. Çok ilginç bir kişilik çıktı. Bu kızın hayat hikayesinin yanında Taçların Oyunu’nun (Game of Thrones) senaryosu Hansel ile Gratel masalı kadar masum kalır. Katerina yada doğduğu isimle Sophie, 16 yaşında bir Alman aristokratıyken politik bir kumpasla Rus İmparatorluğu’nun varisiyle evleniyor. Kocasını, tahta geçtikten 6 ay sonra, öldürtüyor. Taç üzerinde hak iddia edebilecek iki rakibini de hemen ardından öldürtüyor. İmparatoriçe olarak Rus imparatorluğunu 34 yıl boyunca tek başına yönetiyor. 550 bin milkare genişletmiş Rusyayı. Polonya’yı parçalayıp ilhak etmiş. Osmanlı İmparatorluğu’nun elinden de Ukraynayı ve Kırım’ı almış. Haberlerde duyduğunuz Odesa, Khersan gibi Ukrayna şehirlerini kurmuş. Aslına bakılırsa Türkleri Avrupa’dan sürmeye yeminli ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinden birinci derece sorumlu olan tarihsel figür bu kadın.

İngiltere'de 1791 yılında Türk-Rus savaşı kapsamında yayımlanmış bir karikatür - British Museum, Public domain, via Wikimedia Commons
İngiltere’de 1791 yılında Türk-Rus savaşı kapsamında yayımlanmış bir karikatür
British Museum, Public domain, via Wikimedia Commons

Hırslı ve zeki

Sophie çok zeki ve hırslı bir kızmış. Anadili Almanca. O döneminin seçkinlerinin dili olan Fransızca‘yı da çocukluğunda öğrenmiş. Rusya tacına evlilik yoluyla ortak olma ihtimali belirince geceleri bile çalışarak akıcı bir şekilde Rusça öğrenmiş. Tanrıyla ve dinle pek işi olmadığı da anlaşılıyor. Rusya tacını almak için dindar babasının itirazına rağmen protestanlıktan ortodoksluğa geçiş yapmış. Öte yandan pek iyi bir ortodoks olduğu da söylenemez. Zira iktidarında Ortodoks Kilisesi’ni sistematik olarak ezmiş, mallarına el koymuş. Kiliseyi tamamen kendi kontolü altına almış. İmparatorluk dışında ise Ortodoks Kilisesi’ni topraklarını genişletmek için siyasi bir araç olarak kullanmış. Rus imparatorluğundaki müslümanların sadakatini sağlamak için ise tam tersi bir politika izlemiş. Camiler inşa etmiş… Özel hayatında da hiç bir toplumsal ahlaki normu tanımamış. Canının istediği erkekleri sevgili yapmış, sıkıldığında biraz mal mülk verip başından savmış.

Entellektüel

İmparatorluk sanatlar akademisi, Valery Jacobi, public domain, via Wikimedia Commons
İmparatorluk sanatlar akademisi, Valery Jacobi
Public domain, via Wikimedia Commons

Sophie aynı zamanda çok entellektüel bir kişi. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde çok iyi bir kitap okuyucusu. Siyaseti ve güç politikasını klasik eserleri okuyarak öğrenmiş. Öldüğünde St. Petersburg’taki kışlık sarayında 38 bin kitaplık bir kütüphane bırakmış. Biriktirdiği sanat eserleriyle birlikte dünyaca ünlü Hermitage Museum‘un temeli olmuş bu kitaplar. Fransız aydınlanma filozoflarının eserlerini okumuş. Voltaire ile ölene kadar yazışmış. Yüzyüze hiç görüşmemişler ama öldüğünde uzun bir süre yas tutmuş. O dönem Avrupa’daki ünlü bilim adamı ve entellüktüelleri Rusya’da toplayarak 600 küsur üyeli bir danışma meclisi oluşturmuş. Onların bazı önerileri (demokrasi vb.) korkutmuş biraz. 🙂 Ama 8 yıllık zorunlu eğitimi benimseyip uygulamaya başlamış Rusya’da. Evet 1700’lerin sonunda bunu yapmış! Bildiğiniz gibi Türkiye’de 8 yıllık zorunlu eğitim 1997’de geldi…

Yaptıkları sadece bunlarla sınırlı değil. Nüfus sayımları yapmış, kadınlara özel yüksek öğrenim kurumu kurmuş. Rus devletinin idari yapısının temelini atmış. Rus milliyetçilerinin Katerina’yı neden ‘büyük’ sıfatıyla andıklarını anlamışsınızdır sanırım.

Yüksek yoğunluklu savaş

Photo by <figcaption>Photo by <a href=Simon Infanger on Unsplash

Bu terimi yabancı bir makalede gördüm. Anlaşılan askeri kapasitesi birbirine yakın iki devletin düzenli orduları arasında yapılan savaş ilgili literatürde böyle adlandırılıyormuş. Neyse okuduğum çalışmada Fransa’nın son otuz yıldır ilk defa önümüzdeki yıl yüksek yoğunluklu savaş öngören bir tatbikat yapacağı yazıyordu. İlginç olan potansiyel rakiplerin isminin dokümanda yer almasıydı: Rusya ve Türkiye. Diğer bir deyişle, Fransa genelkurmayı bu iki ülkeyle gelecekte gerçekleşmesi muhtemel topyekün bir savaş için planlama ve hazırlık yapıyordu. Rusya’yı anladım da Türkiye ile Fransa müttefik değil miydi? Anlaşılan değil. Zira Fransa merkezli büyük bir savunma şirketi olan Thales Group‘un bir reklam dokümanında Akdeniz’de ki potansiyel tehdit olarak Türkiye’nin adı açıkça geçiyordu. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir ankette de Fransız halkının %57’sinin Türkiye’yi düşman olarak gördüğünü not edeyim.

Photo by <figcaption>Photo by <a href=Chris Karidis on Unsplash

Bildiğiniz gibi Türkiye ile Fransa 2020 yılında Libya’da ve Doğru Akdeniz’de karşı karşıya geldi. Bu olayın ardından bir araştırma kurumu Fransız deniz subayları ile detaylı mülakat yapıp yayınlamış. İlgiyle okudum. Genelde profesyonel düzeyde Türk deniz subaylarına saygı duyuyorlar. Bununla birlikte, bir yerde subayın bir tanesi Lübnan, Suriye ve Türkiye’yi ‘operasyon sahası‘ olarak gördüğünü ağzından kaçırmış. Bu bilinçaltı şaşırtıcı değil. Zira Fransız milliyetçileri Fransa’nın dünya hegomanlarından biri olduğu eski dönemleri yeniden yaratmaya çalışıyor. Bu emperyal hırs, ülkenin kapasitesini aşıyor gerçi. O yüzden sırtlarını Avrupa Birliği’ne dayayarak ‘tarihsel görevlerini’ yapmak istiyorlar.

İmparatorluk özlemi

Konuya dönersek Fransız milliyetçileri Afrika ve Akdeniz’i ‘arka bahçeleri’ olarak görüyorlar. Bu bakış açısına göre Türkiye Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’de yaptığı eylemlerle bu düzeni değiştirmek istiyor. Yani Türkiye kendi lehine kurulu düzenin aleyhine yeni bir düzen hayal ediyor. Doğal olarak bu istek Fransa’nın çıkarları ile çatışıyor.

Fransız İmparatorluğu (1542 – 1980)
Photo by Chris Karidis on Unsplash

Tabi bu durum Ukrayna işgali öncesindeydi. Şimdi dengeler değişti. Ancak, önümüzdeki on yıllarda Türkiye ile Fransa arasında bir rekabet olacağı anlaşılıyor.

Ukrayna işgali karşısında Almanya’nın kararı

Leopard 2 A5 ana muharebe tankı
via Wikimedia Commons

Ukrayna, Ruslar tarafından işgal edilmeye başlandıktan sonra en ilgi çekici karar bana göre Almanya’dan geldi. Almanya, kısa bir tereddüt anından sonra tekrar Avrupa’nın en büyük askeri gücü olmaya karar verdi. Bunun stratejik anlamı bana göre çok büyük. Zira Avrupa Birliği, üye devletlerin farklı çıkarları nedeniyle asla küresel bir askeri güç olamamıştı. Danimarka Başbakanı’nın hoşuma giden bir sözünü burada aktarayım. Avrupa’da iki tür devlet var diyor Danimarka Başbakanı. Küçük devlet olduğunu bilenler ve küçük devlet olduğunu bilmeyenler. 🙂 Şu an kağıt üzerinde Avrupa’nın en büyük askeri gücü olan Fransa bile ABD ve Çin’in potansiyeliyle boy ölçüşemiyor. Örneğin, Çin son dört yılda donanmasını Fransa’nın tüm donanması kadar büyütmüş… Bununla birlikte, Avrupa Birliği bir bütün olarak ABD ve Çin ile aynı ekonomik ve askeri kapasitede…

Türkiye açısından anlamı

Bana göre Avrupa Birliği’nin askeri anlamda bir bütün olması Türkiye için büyük bir risk teşkil ediyor. Çünkü içinde değiliz. Üstelik Yunanistan ve Fransa gibi çıkar çatışması yaşadığımız ülkeler içinde. Genel olarak Türkiye’ye varoluşsal anlamda tehdit edecek potansiyele sahip ülkeler sınırlı. Bu ülkeler şu ana kadar esas olarak ABD ve Rusya‘ydı. Günümüzde Çin‘i ve Avrupa Birliği‘ni de listeye ekleyebiliriz. Gerçi Çin bize coğrafi olarak nispeten uzak. Ancak, Avrupa Birliği ile komşuyuz…

Esasen son 90 yıldır göreceli barış ve huzur içinde yaşamamızı büyük ölçüde Atatürk ve İnönü’nün izlediği stratejiye borçluyuz. Atatürk ve İsmet İnönü çok zeki ve deneyimli devlet adamlarıydı. Atatürk, kurtuluş savaşını kazanır kazanmaz yeni Türk devletine tehdit olabilecek ülkelerle arayı iyi tuttu. Yani Sovyet Rusya ve savaştığı İngiliz İmparatorluğu ile…

2’nci Dünya Savaşı’nın sonrasında ise Türk devletini tehdit edebilecek potansiyel iki güç merkezi vardı: Sovyet Rusya ve ABD liderliğindeki Batı. İnönü’de savaşın ardından Sovyet Rusya ile mevcut dostluk ve saldırmazlık anlaşmasını yenilemek istedi. Stalin buna yanaşmadığı gibi boğazlarda üsler ve toprak talep etti. Bunun üzerine İnönü ABD’ye yöneldi. Türkiye, önce Avrupa Konseyi‘ne daha sonra Batı İttifakının askeri kanadı olan NATO‘ya girdi. Böylece, Türkiye Batı’nın kurumsal bir parçası oldu. Bu strateji ile İnönü, Türkiye’ye hem Rusya’ya karşı hem de Batı’ya karşı çifte koruma sağladı. Bu arada, Batı ittifakı sadece sıradan bir ittifak değildir. Kurumları ve değerleri vardır. Demokrasi şartı vardır. Nitekim İnönü’de Türkiye’yi Avrupa Konseyi’ne sokup iktidarı seçimle muhalefete teslim etti. Bu olgunluğu gösterecek kaç siyasetçi vardır acaba?

Sonuç olarak

Ukrayna işgali yeni bir dönemin uğursuz habercisi gibi duruyor. Artık dünyada orman kanunları geçerli. Büyük balığın küçük balığı yuttuğu, devletlerin çete oluşturup başka devletleri parçaladığı 19’ncu yüzyıla geri döndük. Gerçekçi olmak gerekirse yiyecek piramidinin en üstünde değiliz. Nüfus açısından denk olduğumuz Almanya’nın ekonomik, teknolojik ve askeri potansiyeline sahip olsaydık bile ABD, Avrupa Birliği ve Çin gibi süper devletlerle karşı karşıya geldiğimizde boy ölçüşemeyiz.

Bana göre yapılacak en akıllıca iş Batı’nın bir parçası olmaya devam etmek olur. Bir şans yakalarsak da Avrupa Birliği’ne girmeliyiz. Fransa ve Yunanistan gibi ülkelere karşı çıkarlarımızı diploması ile koruyabiliriz. Bu mümkün olmazsa ve NATO dağılırsa Türkiye için felaket olur. Böyle bir durumda naçizane düşünceme göre izlenebilecek en mantıklı strateji yeterli miktarda nükleer silah edinip kendini dokunulmaz kılmak olabilir…

Umarım gelişmeler beni yanıltır ve herşey daha güzel olur. Bu arada bazı konuları netleştireyim: (1) Putin Rusya’sının saldırganlığı karşısından Ukrayna’nın yanındayım. (2) Otokrasiye karşı demokrasiden yanayım. (3) Orada burada askeri macera aramak, yitip gitmiş imparatorlukları yeniden canlandırmaya çalışmak yerine enerjimizi bilimsel, teknolojik ve ekonomik başarıya harcamamız gerektiğini düşünüyorum. Yurtta sulh, cihanda sulh diyorum.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere sağlıcakla kalın.

Okuyucularıma Not

Pinti Değil Tutumluyum’a ilgi gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Bu bloğu ayakta tutabilmek ve masraflarını karşılayabilmek için bağlı linkler kullanmaya karar verdim. Eğer burada yazdıklarımın size bir değer kattığını düşünüyorsanız, aşağıdaki linklere tıklayarak bana destek olabilirsiniz. 🙂 Sevgiler.

Wise (eski adıyla TransferWise) hesabı ile yurtdışı aracı kurumlara düşük maliyetli para transferi yapmak için: Wise hesabı açın.

Interactive Brokers ile 33 ülkede yer alan 135 piyasaya 23 farklı para birimi kullanarak erişebilirsiniz. Hisse senedi, tahvil, opsiyon, futures, FX ve fon işlemlerinizi çok düşük maliyetle yapabilirsiniz. Interactive Brokers hesabınıza para transferini Türkiye’de ki Türk Lirası hesabınızdan EFT yaparak gerçekleştirebilirsiniz. Bunun için Interactive Brokers hesabı açın.

Digiprove sealCopyright secured by Digiprove © 2022 Pintidegiltutumluyum

5 thoughts on “Ukrayna – Rusya Savaşı ve Cesur Yeni Dünya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Back to top