Para Krizi Kavramı ve Türkiye’de Şuan Yaşananlar

Para Krizi Kavramı ve Türkiye’de Şuan Yaşananlar

Para krizi, bir finansal kriz türüdür. Yerel para birimine güven kaybolduğunda ortaya çıkar. Ana semptom, ulusal para biriminin ani veya zamana yayılmış hızlı değer kaybıdır. Aslına bakılırsa genellikle sabit kur rejimlerinde görülür. Ülkenin merkez bankasının ulusal paranın değerini koruma kapasitesi konusunda şüphe ortaya çıktığında olur. Eğer bu güven kaybının sebebi ödemeler dengesi açığı ise krizin ismi ödemeler dengesi krizi olur. Ancak, para krizi reel ekonomideki iflaslar, kamu maliyesinin iflası ve kontrol edilemeyen yüksek enflasyon gibi nedenlerle de ortaya çıkabilir. Bugün yazmak için bu konuyu seçmemin nedeni az önce Türk Lirası’nın ABD Dolar’ına karşı %5’e yakın değer kaybederek 12 TL’yi görmesiydi. Türkiye’de son yıllarda yaşanan krize en uygun tanım sanırım bu… Tabi ekonomistler bu işin adını süreç yaşanıp bittikten sonra netleştirecekler.

Para krizi örnekleri

Bu tip krizler daha önce yaşandı. En eski örneği hiperenflasyon nedeniyle Weimar Almanyası‘dır. 1994 Meksika, 1997 Asya, 1998 Rusya ve 1999 – 2002 Arjantin krizleri de bu tiptir. Dillendirmek istemiyorum ama Venezuela’da ki ekonomik krizde sayılabilir. Bahsettiğim krizlerin nedeninin büyük ölçüde popülizm ve kötü yönetim olduğunu vurgulamam lazım.

Weimar Almanyası

Weimer Almanya’sı çok çarpıcı bir örnek. 1’nci Dünya Savaşı’nın galipleri Almanya’dan devasa bir savaş tazminatı talep ediyorlar. Alman siyasetçilerinin çözümü ise karşılıksız para basmak. Bu politikanın sonucunda bir ekmeğin fiyatı bir yıl içerisinde 160 Mark’tan 200 milyar Mark’a yükselmiş! 1923 Kasım ayında ise bir ABD Dolar’ı yaklaşık 4,2 trilyon Alman Mark’ına çıkmış! Peki bu ortamdan nasıl çıkmışlar? Merkez Bankası Hazine Tahvilleri’ni satın almaktan vazgeçmiş. Yani para basmayı bırakmışlar. 🙂 Enflasyon kontrol altına alınınca yeni bir para birimine geçip, eski paradan 12 sıfır atmışlar. Maliyet bir sürü iflas eden firma ve yüksek işsizlik.

1994 Meksika krizi

Yıl 1994. Meksika’da ‘başkanlık’ seçimleri var. Mevcut siyasi irade seçim öncesi halkın gözünü boyamak için genişletici para ve maliye politikası uyguluyor. Hazine, oluşacak bütçe açığını finanse etmek için iç borçlanma tahvillerine ABD Doları cinsinden ödeme garantisi veriyor. Bu sırada başkanlık adaylarından biri suikaste uğruyor ve bazı eyaletlerde iç karışıklık çıkıyor. Ülke risk primi artıyor. Ekonomi yönetimi, içeride Dolar cinsinden borçlanarak ulusal para birimini Dolar’a endeksliyor. Bir süre sonra aşırı değerli Peso nedeniyle cari açık patlıyor. Durumun sürdürülemez olduğunu anlayan spekülatörler Peso karşısında pozisyon alıyor. Sermaye ülkeden kaçıyor. Seçimi kazanmak isteyen iktidar, faizleri artırmak yerine Merkez Bankası’nın rezervlerini satmayı tercih ediyor. Sonuçta enflasyon %50’yi aşıyor ve Meksika borçlarını ödeyemez hale düşüyor. Peki krizden nasıl çıkıyorlar? ABD, IMF öncülüğünde 50 milyar Dolar’lık bir kurtarma paketiyle yardım ediyor.

1997 Asya krizi

Öncelikle, Meksika’nın aksine bu krizin sebeplerinin tartışmalı olduğunu belirteyim. Kriz, Tayland’da başlıyor ve çevredeki ülkelere yayılıyor. O dönemde bu ülkelerde ahbap-çavuş kapitalizmi (crony capitalizm) yaygın. Yani, siyasi gücü elinde tutanlarla iyi ilişkilere sahip bir avuç tanıdık bütün ihaleleri alıyor. 🙂 Ayrıca, sabit kur rejimi uyguluyorlar. Ancak, sıcak para diye tabir edilen yüksek kar arayan kısa dönemli portföy yatırımlarına bağımlılar. Zamanla bu ekonomilerde büyük bir spekülatif varlık balonu oluşuyor. Bu balon, çeşitli dışsal şoklar sonucunda Tayland’ta patlıyor. Cari açığı finanse edecek sermaye girişi olmayınca para birimleri ani bir şekilde değer kaybetmeye başlıyor. Varlık fiyatları daha fazla çöküyor. Daha fazla iflas oluyor. Süreç kendi kendini besler hale geliyor. Peki krizden nasıl çıkıyorlar? IMF, kurtarma paketleriyle bu ülkelerin yardımına koşuyor.

1998 Rusya krizi

1990’lu yıllarda Rusya’da politik istikrarsızlık var. Sabit kur rejimi uyguluyorlar. Devlet güdümündeki ekonomide verimlilik çok düşük. Ana gelir kalemi petrol ve hammadde ihracatı. Buna karşın cari açık veriyorlar. Ayrıca, Çeçenya’da yürüttükleri askeri operasyonun maliyeti 1996 yılı itibarıyla GSYİH’sının %1,4’ünü buluyor. Üstelik yabancı para cinsinden yüksek miktarda kısa vadeli borç biriktiriyorlar. Bu koşullarda, Asya krizi patlak veriyor. Petrol ve hammadde talebi azalıyor. Bu kalemlerden elde ettikleri gelir azalınca merkez bankasının döviz rezervleri de ciddi ölçüde azalıyor. Ruble hızla değer kaybetmeye başlıyor. Başkan Boris Yeltsin ise Başbaban ve kabinesini ani bir kararla görevden alıyor. Başbakanlık görevine 35 yaşındaki birini atıyor.

Yeni Başbabakan faizleri %150’ye çıkartıyor. IMF ve Dünya Bankası, 22,6 milyar dolarlık bir fonla yardıma geliyorlar. Ancak, bu kaynakta Ruble’nin değerini korumak için satılıyor. Peki sonuç ne oluyor? Enflasyon 1998 yılında %84’e ulaştı. Rusya devleti 90 günlük moratoryum ilan ederek temerrüde düştü. Kuru serbest bıraktılar. Yeltsin, istihbarat kurumunun başına Vladimir Putin‘i getirdi. 🙂 Peki krizden nasıl çıktılar? Petrol fiyatları 1999 yılında tekrar yükseldi ve Rusya büyük bir cari fazla elde etti. Yani petrol geliriyle paçayı kurtardılar.

1999 – 2002 Arjantin krizi

Sırada popülizmin klasik örneği Arjantin var. Bu ülke, 20. yüzyıl başında kişi başına gelir düzeyi itibarıyla dünyanın en zengin on ülkesi arasındaydı. Ancak popülizm, askeri darbeler ve yolsuzluk bu ülkenin ekonomisini 100 yılda mahvetti. Sadede gelelim. 1990’lu yılların başında Arjantin’de yine hiperenflasyon vardı. Çareyi ulusal paralarını Dolar’a endekslemekte buldular. Bu politika kısa vadede enflasyonu azaltsa da cari açığı artırdı ve sermaye kaçısışına yol açtı. Devlet harcamaları muazzam borç yüküne rağmen sürekli artırıldı. Kötü yönetim ve çok yaygınlaşmış yolsuzluk vardı. Öyle ki dönemin Arjantin Merkez Bankası Başkanı’nın mecliste kara para aklamakla itham edildiğini söylemeliyim.

Bu ortamda, Arjantin’in büyük ticari partneri Brezilya’nın para birimi ABD Doları’na karşı ciddi değer kaybetti. İhracatı azalan Arjantin’de de işler yine kontrolden çıktı. Ancak, siyasi açıdan intihar etmek istemeyen iktidar sabit kur rejimini korumaya çalıştı. Tabi işe yaramadı. IMF’e gidildi. Ancak, politik istikrarsızlık ve kaos nedeniyle IMF programını uygulayamadılar. Arjantin devleti de iflas etti. Peki krizden nasıl çıktılar? Başkan, 2003 yılında politik istikrarı biraz sağlayabildi ve ülkeyi seçime götürdü. Yeni Başkan vasıflı birini ekonomi yönetiminin başına getirdi. Serbest kur rejimine geçildi. Enflasyon heterodoks politikalarla kontrol altına alındı. Büyük bir ihtimalle geçici olarak. 🙂

Para krizi aslında yönetim krizi

Daha önceki yazılarımda da defalarca dile getirmiştim. Türkiye’nin ekonomik sorunları her zaman vardı. Ancak bugün yaşadığımız para krizi ekonomi değil siyaset kaynaklı. Türk tipi Başkanlık rejimi” olarak tarif edilen bu yönetim sistemi çalışmıyor. Şaşırtıcı da değil.

Başarılı ve demokratik tek başkanlık rejimi bildiğim kadarıyla ABD’de var. O sistem ise çok güçlü bir güçler ayrılığı kuralına dayanıyor. Yani yargı, yasama (kongre) ve yürütme (Başkan) özerk ve birbirini denetliyor. Kongre Başkan’ın bütçe teklifini onaylamazsa, Başkan memurların maaşlarını bile ödeyemiyor. Devlet kurumlarına yapılacak üst düzey atamalar Kongre’nin onayıyla, halka açık mülakat ile yapılıyor. Yargıçlar, yolsuzluk yapanın kim olduğuna bakmıyor. Ülkeyi fiilen birbirlerini denetleyen güçlü kurumlar ve vasıflı bürokratlar yönetiyor. Daha dün Biden, Trump döneminde atanan Jerome Powell’ı tekrar FED Başkanlığına aday gösterdi. FED’in bağımsızlığı zarar görmesin diye kendi adayını teklif etmedi. Bu uygulama, Trump dönemi istisnası hariç, bir gelenekmiş. Anlayacağınız çok önemli kararlar asla tek bir kişinin veya güç odağının keyfine bırakılmıyor.

Burada inşa edilen yapı ise güçler birliğine dayalı… Yani ortada birbirlerini denetleyen kurumlar, hataları düzelten bir sistem veya ortak akıl yok. Aslına bakılırsa ortada kurumlar da yok. Bütün kurumlar ‘önemli’ kararları yukarıya sorarak alıyorlar. Eski Türkiye’de öncelikle kanunda ne yazıyor, uzmanlar ne diyor diye en azından bir bakılırdı. Demokrasi konusuna ise hiç girmiyorum. Zira bana okulda güçler ayrılığının, demokrasinin gerekli ama yeterli olmayan birinci şartı olarak öğretmişlerdi. Özetle bu sistemde yürütmenin başı neredeyse sınırsız bir güce sahip. Ülkenin kaderi de koltuğa oturan kişinin keyfine kalmış durumda. Bu keyfiyete getirilen tek kısıt ise seçim sandığı. Bu kapsamda, para politikasının nasıl yönetildiği ile ilgili şöyle bir haber gözüme ilişti. Doğruysa şaşırmam şahsen.

Sonuç olarak

Bugünkü siyasi iradenin tercihi düşük faiz ve değersiz Türk Lirası. Yüksek enflasyon da sorun edilmiyor. Dünkü açıklamalardan bunu anlıyoruz. Ekonomik açıdan seçim öncesi faizlerin düşürüp kredilerin artırılarak ekonominin canlandırılmasının düşünüldüğünü daha önce de yazmıştım. Bu politika geçmişte başarılı olmuştu. Ancak, şuanki ortamda bu politikanın istenen sonucu vermeyeceğini de vurgulamıştım. ‘Faiz haram’ retoriği ise bu ideolojik söylemin alıcısı seçmen tabanına yönelik yapılıyor. Öte yandan çok ucuz TL ile cari fazla verip enflasyonu düşürme iddiası ciddiye alınacak gibi değil. Daha çok içinde bulunulan durumu meşrulaştırmak için sonradan uydurulmuş diye düşünüyorum. Bu arada, bu satırları yazarken Türk Lirası’nın gün içindeki kaybı %11,9’u buldu. Bir Dolar 12,75 TL ediyor. Para krizi zirve noktasına tırmanıyor.

Peki şimdi ne olacak? Bu krizden nasıl çıkacağız? Cevabı bilmiyorum. Sadece kalıcı çözümün siyasetten geleceğini biliyorum. Er yada geç sandık önümüze gelecek. O noktada nasıl bir ülkede yaşamak istediğimize hep birlikte karar vereceğiz. Sandık halkın önüne gelinceye kadar ise fırtına devam edecek gibi duruyor.

Bir sonraki yazıda buluşuncaya kadar hoşça kalın.

Okuyucularıma Not

Pinti Değil Tutumluyum’a ilgi gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Bu bloğu ayakta tutabilmek ve masraflarını karşılayabilmek için bağlı linkler kullanmaya karar verdim. Eğer burada yazdıklarımın size bir değer kattığını düşünüyorsanız, aşağıdaki linklere tıklayarak bana destek olabilirsiniz. 🙂 Sevgiler.

Wise (eski adıyla TransferWise) hesabı ile yurtdışı aracı kurumlara düşük maliyetli para transferi yapmak için: Wise hesabı açın.

Interactive Brokers ile 33 ülkede yer alan 135 piyasaya 23 farklı para birimi kullanarak erişebilirsiniz. Hisse senedi, tahvil, opsiyon, futures, FX ve fon işlemlerinizi çok düşük maliyetle yapabilirsiniz. Interactive Brokers hesabınıza para transferini Türkiye’de ki Türk Lirası hesabınızdan EFT yaparak gerçekleştirebilirsiniz. Bunun için Interactive Brokers hesabı açın.

Digiprove sealCopyright secured by Digiprove © 2021 Pintidegiltutumluyum

7 thoughts on “Para Krizi Kavramı ve Türkiye’de Şuan Yaşananlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Back to top