Alım Gücü, Enflasyon ve Finansal Bağımsızlık

Alım Gücü, Enflasyon ve Finansal Bağımsızlık

Alım gücü, gelirimizle alabildiğimiz mal ve hizmetlerin miktarı ile ölçülür diyebiliriz. Bu tanıma göre alım gücü ile enflasyonun ile ters bir ilişkiye sahip olduğu aşikar. Zira enflasyon, paranın değerinin zaman içerisinde düşmesine yol açıyor. Bugün yazmak için bu konuyu seçtim. Çünkü dün gece can sıkıcı bir şey fark ettim. Dolar/TL kurundaki yükseliş malumunuz. Haziran ayı ortalaması 6,82 iken şimdi 7,30’larda geziniyor. Türk Lirası’nın değer kaybı iki aydan kısa bir sürede (6,82 – 7,3)/6,82 = – %7’yi bulmuş durumda. 2019 Aralık ayı ortalaması ise 5,83 idi. Yani o zamandan bu zamana Türk Lirası’nın değer kaybı (5,83 – 7,3)/5,83 = – %25,2! Aynı zaman diliminde benim maaşım ise dolar bazında – tam iki kez enflasyon zammı almama rağmen – %9,9 azalmış! Maaşın alım gücündeki değer kaybına mutlak olarak baktığımda ise 50 bin dolarlık finansal bağımsızlık portföyümden elde ettiğim aylık nakit akışına denk olduğunu gördüm. 🙁

Alım gücü için neden dolar ile bakıyorum

Photo by Chronis Yan on Unsplash

Amerikan Doları dünyanın rezerv para birimi. Altın, petrol ve diğer tüm emtialar bu para birimi ile fiyatlanıyor. Kullandığımız bilgisayarlar, arabalar, telefonlar dahil neredeyse her türlü ithal mal dolar ile hesap ediliyor. Ülkemizde üretilen mallar için bile durum böyle. Niye? Çünkü hammadde ve yurt içi üretimde kullanılan ara mallar dolar ile ithal ediliyor. Yani alım gücümüzü ve hayat standardımızı TL cinsinden harcanabilir gelir düzeyimiz kadar Dolar/TL kuru belirliyor. Mesela geçen hafta yeni bir telefon aldım ve iPhone 11 yerine Samsung’un fiyat performansı iyi bir modeline geçtim. Alım gücümde ki düşüş olmasaydı iPhone 11 alıp geçebilirdim. Zira Apple ürünlerinden memnundum. iPhone almanın ekonomik maliyetini merak eden okuyucu şu yazıma bakabilir.

Dolar/TL kurunu ne belirliyor?

Bu sorunun cevabını ayrıntılı olarak bloğun ikinci içerik yazısında anlattım. Henüz okumamış olan okuyucularıma göz atmalarını şiddetle tavsiye ederim. Okumuş veya vakti olmayanlar için çok kısaca özetleyeyim: ekonomi teorisi dalgalı kur rejiminde Dolar/TL kurunun değerinin büyük ölçüde iki ülkenin enflasyon oranları farkı ile faiz oranları farkına bağlı olarak değiştiğini söylüyor. Tabi burada ince bir nokta var. Eğer kur rejiminiz dalgalı kur rejimi ise… 7 ay önceki Kur Şoku Senaryosu ve Yatırım başlıklı yazımda bir süredir Türkiye’nin ilan edilmemiş olsa da bir tür sabit kur rejimine geçtiğini söylemiştim. Dolayısıyla halihazırda kur, devlet müdahaleleri ile şekilleniyor. Tabi iktisat teorisi bu yolun çıkmaz sokak olduğunu söylüyor orası ayrı. 🙂 Konuyu merak eden varsa yukarıda linkini verdiğim yazı, Sermaye Kontrolleri ve Yatırım başlıklı yazım ve Politika Faizi Artırılırsa Ne Olur? başlıklı yazıma göz atabilir.

Alım gücü ve kuru belirleyen en önemli faktör enflasyon

Photo by Imelda on Unsplash

Enflasyon ile para kavramlarını ve birbirleri ile ilişkisini bloğun ilk içerik yazısında ele almıştım. Zira bu kavramların ne anlama geldiğini anlamayan bir yatırımcının reel olarak para kazanmasının tamamen şansa bağlı olduğunu düşünüyorum. Aslına bakılırsa paranın zaman değerini ve enflasyonu kavramamış bir yatırımcı, şirket sahibi vaya bakkal zarar ettiğinin bile farkında olmayabilir. 🙂 Bakınız para ilüzyonu. Bu nedenle, yüksek enflasyonun sağlıklı bir ekonominin ve akıllı bir yatırımcının en büyük düşmanı olduğunu düşünüyorum. Peki enflasyona ne yol açar?

Arz ve talep şokları

Arz yönlü ve talep yönlü şoklar nedeniyle enflasyon artabilir. Örneğin petrol üretiminde dünya ölçeğinde söz sahibi bir ülkede iç karışıklık veya savaş çıktı diyelim. Bunun sonucunda kısa vadede petrol arzı ciddi ölçüde daralmış olsun ve ham petrol fiyatı da varili 50 Dolardan 200 Dolara fırlasın. Eğer Türkiye gibi ham petrol ithalatçısı bir ülkeyseniz artan ulaşım ve enerji maliyetlerindeki artış bütün mal ve hizmetlere kısa sürede yansır. Yani bir arz şokuna bağlı olarak maliyet enflasyonu oluşur. Talep yönlü enflasyona örnek olarak ulusal ekonominin uzun dönem potansiyel büyüme oranının üzerinde bir büyüme oranı tutturmak için genişletici para ve maliye politikaları uygulanması verilebilir. Toplam talep, ekonominin arz kapasitesini aşarsa genel fiyat seviyesi artmaya başlar yani enflasyon yükselir…

Popülizm

20 yıl önce üniversitede okurken Türk ekonomi tarihi dersinde popülizmin ne olduğunu ayrıntılı olarak okumuştum. Zira Türkiye her zaman az veya çok popülizmin hakim olduğu bir ülkeydi. Dolayısıyla bu kavramı bilmeden Türkiye ekonomisini anlamak olanaksız. Bugünde bence farklı değil. Dolayısıyla, ülkede yüksek enflasyonun asıl kaynağı ne derseniz benim cevabım popülizm olur. Popülizm nedir diye soranlar için kısa bir özeti aşağıda verdim.

Popülizm nedir?

Başkan Juan Peron ve eşi Eva Peron, 1948
Başkan Juan Peron ve eşi Eva Peron, 1948
Kaynak: Museo Casa Rosada / CC BY-SA
(https://creativecommons.org/licenses/by-sa/3.0)

Ana Britannica’ya göre popülizm, kurulu bir düzene veya bir seçkinler topluluğuna karşı ‘sıradan ortalama vatandaşı’ savunan siyasi hareket, program veya söylemdir. Yine Britannica’ya göre popülizm genellikle siyasi spektrumun hem sağ hem sol tarafından öğeler içerir ve büyük finansal sermaye veya çıkarları temsil edenlere karşı durur. Ana Britannica’ya göre popülist siyasi hareketler demokratik veya otoriter olabilmekle birlikte günümüzde otoriter siyasi hareketlerle özdeş anlamda kullanılmaktadır. Diğer bir deyişle, popülist siyasi hareket karizmatik liderin milleti şahsında temsil ettiği iddiasıyla siyasi gücü aracılara ihtiyaç olmadan (meclis, siyasi partiler vs.) liderin şahsında toplaması amacıyla hareket ediyor.

Getulio Vargas ve F. Delano Roosevelt, 1936
Kaynak: https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Vargas_e_Roosevelt.jpg
Hugo Chavez, 2012
Hugo Chavez, 2012
Kaynak:
https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Hugo_Ch%C3%A1vez_2012.jpg

Doğal olarak popülist siyasi söylemin hakim olduğu ülkelerde meclisin ve siyasi partilerin önemsizleştiğini, seçimlerin ise halkın farklı siyasi tercihlerini ortaya koymaktan ziyade karizmatik liderin otoritesinin onaylanmasına yönelik bir formaliteye indirgendiğini belirtiyor Ana Britannica. Ayrıca, ekonomik anlamda da karizmatik lider, popülerliğini korumak için enflasyon ve borçlanmaya olan etkilerini göz önüne almadan servet transferi yapan politikalar izliyor. Söz konusu ansiklopedi de popülizmin klasik örnekleri arasında Juan Peron‘un Arjantini, Getulio Vargas‘ın Brezilya’sı ve Hugo Chavez‘in Venezuellası sayılıyor.

Alım gücü enflasyonla birlikte azalıyor

Yüksek enflasyon Türk Lirası’nın diğer paralar karşısında değerini düşürür ve dolayısıyla ithal malların daha pahalı hale gelmesine yol açar. Kurun enflasyona bağlı olarak zaman içinde nasıl yükseldiğini gösteren basit bir modeli Dolar Kaç TL Olacak Yıl Sonunda? başlıklı yazımda anlatmıştım. Maaşımın ise nasıl aşındığını yazının başında sizlerle paylaştım. Eğer Türk Lirası değer kaybetmeye devam ederse sürekli alım gücü azalan bir gelir ile yaşamaya başlayacağız anlamına geliyor.

Photo by chuttersnap on Unsplash

Esasen Hazine ve Maliye Bakanı dün gece özel bir televizyon kanalında yaptığı röportajda yüksek faiz ve düşük kur modelinin” sürdürülebilir olmadığını ve eskidiğini söylemiş. Açıkça söylememiş ama sanırım alternatif politikanın da değersiz Türk Lirası ve düşük faiz olduğu anlaşılıyor. Yani Çin gibi bazı ülkelerin uzun yıllar uyguladığı emeğin aşırı ucuz tutulması ve böylece alım gücü olmadığı için ithalatın kontrol altında olduğu devlet kontrolünde sanayileşme modeli akıllarında olabilir mi acaba sorusu geliyor aklıma. Varsayalım gidişat bu yönde. Peki böyle bir ortamda finansal bağımsızlık hala ulaşılabilir bir hedef olur mu?

Alım gücü ve finansal bağımsızlık

Finansal Özgürlük İçin Ne Kadar Para Gerekli? başlıklı yazı dizisinde (yazı-I ve yazı II) Dolar/TL kurundaki değişimin finansal bağımsızlık yolculuğuna etkisini sayısal olarak göstermiştim. Buna göre Türk Lirasındaki değer kaybı teknik olarak %4 kuralına göre gereken tasarruf miktarının dolar cinsinden düşmesine yol açıyordu sadece. Hedefe ulaşmak için geçen süre değişmiyordu. Ancak burada giderlerimizin TL cinsinden değişmediği için dolar cinsinden azaldığını da varsayıyorduk. Tabi Türk Lirası’ndaki kayıp son 5 yılda olduğu gibi kalıcı ve aşırı bir düzeyde olursa bu varsayım hatalı olabilir.

Tasarruf oranı düşer

Zira temel ihtiyaçlarımızı karşılamanın TL cinsinden maliyeti yani giderimiz artmaya başlar ve dolar cinsinden düşüşü sınırlı olabilir veya hiç olmayabilir. Bu durumda dolar cinsinden tasarruf oranımız zamanla düşer ve hedef portföy büyüklüğümüze uzaklaşma süremiz sürekli uzamaya başlar. Hatta öyle bir duruma gelebiliriz ki tüm maaşımız ancak hayatta kalmaya (gıda ve barınma) yetebilir. Böyle bir en kötü senaryoda finansal bağımsızlık ve erken emeklilik maalesef hayal olur. Yaşı yetenler bilir: Sovyetler çöktükten sonra eşyalarını satmaya gelen doktor, profesör gibi nitelikli doğu bloku vatandaşlarının maaşları 30-40 dolardı. İnsanlar hayretle bunu anlatır ve basın da yazardı.

TL cinsinden varlıklar pul olur

Eğer yukarıda ifade ettiğim değersiz Türk Lirası ve aşırı ucuz emek politikası izlenirse TL cinsinden varlıklar (gayrimenkul veya menkul fark etmez) dolar cinsinden daha da ucuzlayabilir. Örneğin 4 yıl önce 120 bin dolara mal ettiğim ev bugün 60 bin dolar anca ediyor. Kendim oturduğum için yatırım gözüyle bakmıyorum ancak zamanla Türk Lirası değerlenirse kaybımın bir kısmını 10-15 yıl içinde kurtarmam mümkün olabilir diye de düşünüyorum. Tabi aklı selim politikalar uygulanırsa bu umut geçerli. Aksi halde yıllarca çalışarak biriktirdiğimiz ve çocuklarımıza miras bırakmayı umduğumuz TL cinsinden servetimizi, tasarruf/servetlerini döviz veya altın cinsinden tutanlara yada yabancılara transfer etmiş oluruz.

Finansal bağımsızlık tamamen imkansız hale gelir mi?

Photo by Caleb Frith on Unsplash

Gelmese de çok zor olur diye düşünüyorum. Aklıma gelen olası çözüm yolları şu şekilde: (1) Harcanabilir gelir düzeyiniz yüksekse veya birikiminiz fazlaysa hızlı bir şekilde döviz bazlı ve döviz cinsinden nakit akışı sağlayan yatırım araçlarına yönelinebilir. (2) Yurtdışı menkul ve gayrimenkul yatırımlarına yönelinerek aldığımız ülke riski azaltılabilir. (3) Fiziki altın alınarak enflasyon ve kurdaki kaybın tasarruflarımızın alım gücünü eritmesinin önüne geçilmeye çalışılabilir. (4) Mümkünse döviz cinsinden gelir sağlayan bir iş veya ek iş bulunmaya çalışabilir. (5) Yurt dışına göç edilerek yeni bir hayata başlanabilir. 🙁

Sonuç olarak

Yukarıda anlattığım en kötü senaryonun asla gerçekleşmeyeceğini umarak yoluma devam edeceğim. Çin modeli kalkınmaya gelince. Tek parti yönetiminde demir yumrukla yönetilen, partili seçkin sınıfın rahat yaşadığı, geri kalan %99’un ise karın tokluğuna haftanın 7 günü günde 12 saat çalıştığı, emek sömürüsü ile hızla sermaye birikimi ve sanayileşme sağlayan ülkelerin uzun süre uygulayabildiği bir model bu. Bizim ülkeye uymaz diye düşünüyorum. Sizi bilemem ama şahsen tercih de etmem. Yüksek enflasyon ve alım gücümde ki düşüş doğrusu çok canımı sıkıyor. Finansal bağımsızlık yolundaki 3 yıllık çabam şu an itibarıyla sadece alım gücümü korumamı sağlamış gözüküyor. Bardağın dolu tarafından bakarsak bu çabaya girmeseydim durumum daha da kötü olacaktı. Umarım hepimiz için her şeyin daha güzel olduğu günler gelir.

Sağlıcakla kalın.

Digiprove sealCopyright secured by Digiprove © 2020 Pintidegiltutumluyum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to top